29 Nisan 2013 Pazartesi

Bu Yazıyı Okuduktan Sonra; Sizin İçin Salatalık Eski Salatalık Olmayacak!..




1-Salatalık, günlük ihtiyacınız olan birçok vitamini içerir. Tek bir salatalıkta Vitamin B1, Vitamin, B2, Vitamin B3, Vitamin B5, Vitamin B6, Folik Asit, Vitamin C, Kalsiyum, Demir, Mağnezyum, Fosfor, Potasyum ve Çinko ihtiva eder.

2- Öğleden sonra yorgunluk mu hissettiniz? Kahveyi, çayı, soğuk içecekleri bir tarafa bırakın ve bir salatalık yiyin. Salatalık iyi bir B vitaminler ve Karbonhidratlar kaynağıdır, yediğinizde saatler sürecek yorgunluğunuzu kısa bir sürede ortadan kaldırır.

3- Banyo veya duştan sonra aynanızın buğulanmasından şikâyetçi misiniz? Bir salatalık dilimini alıp aynayı ovun. Hem buğulanma yok olacak hem de pırıldayan bir aynaya ve nefis bir kokuya sahip olacaksınız.

4- Haşereler bahçenize veya saksı bitkilerinize zarar mı veriyor? Bahçeniz için bir alüminyum tabağa (ya da alüminyum folyoya) salatalık dilimlerini koyup, ortada bir yere yerleştirin. Saksılarınıza ise birkaç dilimi toprağın üzerine yine alüminyum tabak veya folyo ile yerleştirin. Bütün mevsim haşerelerden kurtulacaksınız. Salatalıkta ki kimyasallar alüminyum ile etkileşerek insanların algılayamadığı ama haşereleri deli eden bir koku yayar ve onların ortadan kaybolmalarına neden olur.

5-Bayanlar, bir süreliğine selülitlerinizden kurtulmak ister misiniz? Sorunlu bölgelerinizi birkaç dakika süreyle salatalık dilimleriyle ovun. Salatalıktaki fitokimyasallar derinizdeki kollajenlerin gerilmesini sağlar, dış tabakayı sıkılaştırarak selüloitlerin görüntüsünü azaltır. Aynı şekilde kırışıklıklara da iyi gelir (özellikle göz civarındakilere).

6- “Akşamdan kalma” sorununuzdan veya kötü bir baş ağrısından kurtulmak ister misiniz? Yatağa girmeden önce birkaç dilim salatalık yiyin ve ertesi sabah dipdiri, baş ağrısız kalkın. Salatalık, vücudun kaybetmiş olduğu gerekli besinleri takviye edici yeterli miktarda şeker, B vitaminleri ve elektrolitleri ihtiva ettiği için yediğiniz birkaç dilim ile sorunlarınızı hemen yok edebilir.

7-Özellikle diyet yapanlar, açlık dürtünüzü ortadan kaldırmak mı istiyorsunuz? Salatalık yiyin.

8- Evinizde ayakkabı boyanız mı kalmadı? Taze kesilmiş bir salatalık ile ayakkabınızı ovalayın. İçerdiği kimyasallar ayakkabınıza hem harika görünen bir parlaklık verir hem de deriyi su geçirmez hale getirir. Evinizde bir kapı, pencere ya da benzer bir şey gıcırtı mı yapıyor? Bir dilim salatalık alıp gıcırtı yapan yerlere sürtün (tabii sürtünme yapan yerlere, menteşenin dışına değil!) gıcırtı gidecektir.

9-Kendinizi gergin, bitkin mi hissediyorsunuz (özellikle ders çalışan öğrenciler, yeni bebek sahibi olmuş anneler ve diğer herkes) ? Bir tas kaynar suyun içine bir bütün salatalığı ince dilimler halinde keserek koyun. Tası da bulunduğunuz odada uygun bir yere koyun. Salatalıktaki kimyasallar ve diğer besinler kaynar suyun içine girince tepki gösterirler ve suyun buharı ile birlikte bulunduğunuz odaya yayılarak nefis bir aroma yayarlar. Bu aroma sizlerin tüm gerginliğini alarak sakin kişiliğinize dönmenizi sağlayacaktır. Özellikle öğrenciler bunu denemelidir.

11- Yemek yediniz (örneğin kebap) ve ağzınızdan kötü koku yayıyorsunuz. Bir salatalık dilimini alıp dilinizle damağınıza yerleştirin ve en az 30 saniye öyle tutun. Ağzınızda kötü kokulara neden olan bakterilerin fitokimyasallar sayesinde ölmesi nedeniyle bu sorundan kurtulmuş olacaksınız. (Soğan-sarımsak kokusu konusunda bir bilgi yok. Bunu da siz deneyin ve sonucu görün.)

12-Evyelerinizi, lavabolarınızı çevreye zarar vermeyecek bir şekilde temizlemek ister misiniz? Bir dilim salatalık alıp temizlemek istediğiniz yeri ovun. Sadece yılların birikimi lekeleri kirleri temizlemekle kalmaz, ayrıca temizlediğiniz yere güzel bir parlaklık verir. Bunun yanında elleriniz de o temizlik malzemelerin verdiği zararlardan kurtulmuş olur.

13-Kalemle yazarken bir hata yaptınız ve hatayı silmek istiyorsunuz. Salatalık kabuğunu alıp yavaş ve nazikçe silmek istediğiniz yazıya sürtün. Boya kalemlerinde ve keçe kalem yazılarında da oldukça yararlı. (Bilirsiniz bazen çocuklar duvarlara yazılar yazar, resimler yaparlar. Onlarda da deneyebilirsiniz.)

"Vay be, neymiş bu salatalık" dediğinizi, ya da " ben en iyisi gidip, 3-5 kilo salatalık alayım" dediğinizi duyar gibiyim :) . Benim gibi kimyasallardan uzak, mümkün olduğu kadar doğal bir yaşam arzu ediyorsanız, denemeye değer derim ... 

______________________________________________

24 Nisan 2013 Çarşamba

~ YABANCI GÖZÜYLE OSMANLI ÇOCUKLARI ~




“Türk çocukları başka memleketlerdekilere benzemezler. Ne gürültü ederler, ne de ağlayıp dururlar. Şark’ta geçirdiğim üç seneye yakın zaman zarfında hiçbir Türk çocuğunun bağırıp çağırdığını işitmedim. Mektebe gittiklerini gördüğüm yavruların tavırları sakin, yürüyüşleri vakuraneydi (ağırbaşlıydı).” (A.Brayer)

“Türk toplumunda, baştan çıkmış, yüz kızartıcı işler yapan çocuk nadirdir. Ana ve baba saygısı çok büyüktür. Aile büyüklerinin sözleri dinlenir.” (Guer)

Çocuklar çok dürüsttür. Sokakta bir şey bulan çocuk derhal sahibini aramaya başlar.” (La martine, 1897)

Çocuklarını daha fazla şefkat ve alâka içinde yaşatan bir memleket de bilmiyorum. Sokaklarda çocuğunu omzuna, kucağına alarak yürüyen, onu fazla yürütmekten, yormaktan sakınan çok baba görülür. Ama büyüyen çocuk, babasına büyük saygı gösterir. Emretmedikçe oturmaz. Yalnız “Baba” şeklinde değil, babasının unvanı neyse ‘Efendi Baba’, ’Ağa Baba’, ’Bey Baba’, ‘Paşa Baba’ diye hitab eder. Küçük kardeş, büyüğüne saygı gösterir. Büyük kardeş asla ismiyle çağırılamaz, ‘Abla’ veya ‘Ağabey’ denir ki bizim dilimizde bu kelimeler meçhuldür.” (Ubicini)

Dr. A. Brayer’nin “Neuf annees â Constantinople” ismindeki kitabının 1836 Paris baskısının 1. cildinin 224. sayfasında Türklerin evlât sevgisi şöyle anlatılır:

“Erkeklerde de, kadınlarda da evlât sevgisi çok barizdir. Türklerin hafta tatiline tesadüf eden Cuma günü ve bilhassa Ramazan ve Bayram günleri sokaklarda Müslüman-Türk’ün göğsünü kabartan oğlunun elinden tutup ağır ağır gezdirdiği, çocuk yorulunca kucağına aldığı, daima devam ettiği kahvenin pikesinde yanına oturup şefkatle hitabettiği, evlâdına tam bir ana şefkatiyle baktığı görülür.”

Aynı eserin 225. ve 226. sayfasında da Türk ve Frenk çocuklarının farkı şöyle anlatılmaktadır:

“Türkiye’de analarla babaların ve ninelerle büyük ninelerin çocuklarına en tatlı sözlerle hitâb edip en candan ihtimamlarla baktıklarını yukarıda görmüştük. İşte bundan dolayı Türkiye’de çocuklar yetişip adam oldukları zaman analarıyla babalarını yanlarında bulundurmakla iftihar ettikleri ve küçükken onlardan gördükleri şefkate mukabele etmekle bahtiyar oldukları hâlde, başka memleketlerde çok defa çocuklar olgunluk çağına girer girmez, analarıyla babalarından ayrılmakta, mali menfaatleri hususunda onlarla çekişe çekişe münakaşa etmekte ve hatta bazen kendileri refah içinde yaşadıkları hâlde onları sefalete yakın bir hayat içinde bırakmakta ve zavallılara karşı adeta yabancılaşmaktadırlar...


***

Batı yazarları ağır-başlılık, ciddiyet ve vakar gibi meziyetleri eski Türk çocuklarından bile görüp hayretle bahsetmişlerdir. Bunlar değerli eserlerden seçilen sadece bir kaç örnek. İnsan kendi kendine sormadan edemiyor ..!

Peki ya şimdi ne haldeyiz???......

________________________________________________


15 Nisan 2013 Pazartesi

~ Batılı Aydınların Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hakkındaki Sözleri ~




İnsanlar herşeyden daha fazla Muhammed'e kulak vermelidir. Diğer bütün sözler Onun karşısında boş sözlerdir. (Thomas Carly)

Hz. Muhammed'i sevmeyenler Onu yeterince tanımayanlardır. (Gibson)

Bütün zamanların en büyük lideri Muhammed idi. (Prof. Jules Masserman)

Ben şahsen Hz. Muhammed'in hayranıyım. (Sosyolog V.D Eratsen)

14 asır geçmesine rağmen, Hz. Muhammed, bu zamanın tek rehberi, tek hidayet Resülüdür. (Raymons Lorenge)

Muhammed hürmet ve saygıya fazlasıyla layıktır. (Tolstoy)

Muhammed, tarihte dini ve dünyevi açılardan en üstün başarıya ulaşmış tek kişidir. (Prof.Dr.Micheal Hart)

Ben bu hayret uyandırıcı insanın hayatını inceledim. Benim görüşüme göre Onu insanlığın kurtarıcısı olarak tanımamız lazımdır. (Bernard Shaw)

Hiç kimse Muhammed'in kurallarından daha ileri bir adım atamaz. Biz Avrupa milletleri, medeni imkanlarımıza rağmen Hz. Muhammed'in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yokki bu yarışmada kimse Onu geçemeyecektir. (Geothe)

Büyük İslam Peygamberi, Yüce Yaratıcının katına çıkıp, Onunla buluşmuştur. Ben Mirac'a bütün kalbimle inanıyorum. (Dostoyevski)

Sana muâsır bir vücud olamadığımdan dolayı müteessirim ey Muhammed (a.s.m.)! Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap senin değildir. O Lâhûtîdir. Bu kitabın Lâhûtî olduğunu inkâr etmek, mevzû ilimlerin butlânını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir.
(Prens BISMARCK)

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمّدٍ

Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina Muhammed.

______________________________________________

~ 14-20 NİSAN-KUTLU DOĞUM HAFTASI ~




اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمّدٍ

Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve Ala Ali Seyyidina Muhammed.

"Ümmetimin bana en yakın olanları, bana en çok salavat getirenleridir."

Hadis (Beyhaki)

14-20 NİSAN KUTLU DOĞUM HAFTASI HAYIRLARA VESİLE OLSUN İNŞAALLAH.

______________________________________________

13 Nisan 2013 Cumartesi

“Antepli Bir Kebapçının Reklam Broşüründen"




OYUNA GELMEYİN!

Ey asil ve necip TÜRK milleti!. Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler hedefte Türk delikanlılarının ve genelde de Türk milletinin devamını engellemek için dış mihraklar tarafından gündeme getirilmiş şuurlu bir düzmecedir.

Gaye, eskiden bir koyunu, bir oturuşta götüren dev gibi babayiğit atalarımızı ve tarlada doğum yaptıktan sonra bebeğini kundaklayıp, elde orak tarlada çalışmaya devam eden Türk kadınlarını; kalori hesaplayan, hapşırınca yatağa giren, fitness ve aerobik yapan çıtkırıldım tiplere dönüştürmek ve Türkleri
Çinliler, Japonlar gibi sıska, zayıf ve sağlıksız bir ırk haline getirmektir.


İcabi halinde 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren bir babayiğidin, kalori hesaplayan, yoğurtlu kebabı reddeden bir züppe haline getirilmesinden daha büyük bir soykırım olabilir mi?

İç yağının, kuyruk yağlarının, anamızın Vita yağının kolestrol yaptığı palavradır. Kolestrol, kebapları yedikten sonra iki şiŞe soda içerek ayarlanabilecek bir gaz durumudur.

Sakın bu oyuna düşmeyin. Feminizm, kadın hakları, çevre şuuru ve eşitlik adı altında Türk kızlarının akılları çelinerek, yemek yapmayı bilmeyen, bizim istikbalimiz olan yavrularını, abuk subuk yiyeceklerle yetiştirecek, damak zevki gelişmemiş, sunta kılıklı diyet bisküvilerini yiyecek sanan bir hale getirmişlerdir.

Ayrıca kör olası dış mihraklar, bu kızlarımıza kebap, soğan, çiğ köfte vb. Lezzetleri yiyen, bardak bardak şalgam suyu içen yiğitlerimize hanzo-kıro gibi sıfatlar takmayı öğretmişlerdir.

Ayrıca son yıllarda moda gibi gösterilmeye çalışılan Çin mutfağı diye bir şey yoktur. Bu sözde mutfak, acayip zerzevat ile acayip mahlukatın, wog adı verilen bir tencerede yarı pişmiş yarı çiğ olarak hazırlanıp insanlara eziyet olsun diye sopalarla yenmesinden ibaret bir hokkabazlıktır.
Sakın kanmayın, sakın yemeyin. Helal değildir!

SİZ KEBAP, CİĞER KAVURMA, NOHUTLU DÜRÜM, BEYRAN VE MİS GİBİ FISTIKLI BAKLAVA YİYİN.

Unutmayın su uyur, düşman uyumaz!


"Antepli Bir Kebapçının reklam broşüründen"

_________________________________________________




Antepli Kebapçı Ağabeyimizin yüreğine sağlık...


"Türk kadınlarını; kalori hesaplayan, hapşırınca yatağa giren, fitness ve aerobik yapan çıtkırıldım tiplere dönüştürmek ve Türkleri Çinliler, Japonlar gibi sıska, zayıf ve sağlıksız bir ırk haline getirmektir" :).. Kesinlikle doğru....


11 Nisan 2013 Perşembe

~ Demlikte Kalan Çayla Bakın Neler Yapabiliriz ~




Saçınız mat mı ?

Saçınızı şampuanladıktan sonra son su olarak bir çaydanlık ılık çayla durulayın.Bakın saçlarınız nasıl ışıldıyor .

Ayağınız mı kokuyor ?

Ilık çay dolu bir leğene ayaklarınızı daldırın ve her akşam yatmadan önce 10 dakika tutun. 10 günde koku diye bir şey kalmayacaktır.

Boğazınız mı ağrıyor?

Posaları süzüp soğuyan demi boğaz ağrılarınız için gargara olarak kullanın.

Cildiniz çok mu yağlı?

Banyodan çıkmadan son su olarak bir çaydanlık çay ile teninizi ovuşturun, balsam vazifesini görün.

Eliniz balık ,soğan mı kokuyor?

Balık ayıkladınız, ellerinizi sabunla yıkadınız, halâ balık kokuyor . Ya da soğan soydunuz , soğan kokuyor . işte kurtarıcınız yine çay. Elinizi demli çayla yıkayın . Bakın bakalım hiç koku kalmış mı ?

Gözünüz çapak mı yapıyor?

Kaynamış çayı bir tasa koyup buharı gözünüze gelecek biçimde başınızı üstüne koyun. Ya da ılık çaya batırılmış pamuğu gözlerinize ve etrafına tatbik edin.

Buzdolabınız koku mu yapıyor?

Demlikte kalmış çay posalarını kurutup bir kap içinde buzdolabının orta rafına yerleştirin, kokudan eser kalmayacak..

______________________________________________________


Yukarıdaki bilgiler tevafuken denk geldiğim bir siteden alıntı, aşağıda ki bilgiler de benden olsun...

Çok güzel çaylı kek yapabilirsiniz mesela...

Gözlerinizin şişliğini ve yorgunluğunu almak için birebirdir ..
(patateste çok iyi gelir aynı durum için)

Yazı kağıdını sarartmak için kullanabilirsiniz.

Bir gazeteyi serip üstüne beyaz kağıdı koyduktan sonra, sünger, pamuk, ya da fırçayla çayı kağıda sürüp, saç kurutma makinesiyle kuruttuktan sonra, bir yüzü sarı diğer yüzü beyaz kalacak şekil sarartma yapabilirsiniz..(Altta su emici gazete olmazsa sarı renk kağıdın altına da bulaşır hoş olmaz)
İsterseniz, kağıdın her iki yüzünü ya da kağıdın yalnızca orta kısmını sarartabilirsin.

Sevgiler, Selam ve Dua ile...

(eski blogumdan hatıra kalan bir yazıydı)


10 Nisan 2013 Çarşamba

~Selâmün Aleyküm ve Rahmetullâhi ve Berakâtühü~





Selâmün Aleyküm ve Rahmetullâhi ve Berakâtühü.....

Ben "E.E" namı diğer "Aşk-ı Züleyha" ... Bu ismi mahlas olarak kullandığımı sanırım anladınız...


"Google+da ki Aşk-ı Züleyha adlı sayfam ve blogspottaki "kalptenkalbeyol.blogger.com" adresim 02.01.2013'de talihsiz bir hata yüzünden tamamen silindi ... Paylaşımlarıma aynı isimle yeniden açtığım bu sayfadan devam edeceğim (bir kısmına başka site veya bloglarda ulaştığım eski paylaşımlarımı da buraya taşıyorum). Bi-izni Hüdâ..". diye, tekrar bildirdikten sonra;

Efendim, ben aciz kendimden birazcık bahsetmem gerekirse;
Uzak diyarlarda doğan ve yine başka uzak diyarlarda çocukluğunu geçiren, sonrada kalan ömrü hayatını Trakya'da idame ettiren bir Adem kızıyım....


Aceleci, telaşlı, biraz da panik birisiyimdir. Asla kin tutmayan ve affedici bir yapıya sahip olan, ufacık şeylerden mutlu olup, yine ufacık şeyler içinde üzülen, gözlerinde her daim akmaya hazır bir damla yaş bulunan   duygusal ve hassas kişiliği yüzünden, hayatının bazı bölümlerinde acılar çeken, kendini nasıl biliyorsa; insanları da öyle zanneden, şükürler olsun ki herkesin hakkını alacağı o günü bilen(!)ve bu yüzden dünyada kimse ile sorunu olmayan, gerektiğinde Allah'a havale eden. Cüz'i miktarda ilmi olan ve bununla amel etmek için devamlı şeytanla savaş içinde olan, huzuru âlâda vereceği cevapları düşünen ve daima günahlarını hatırlayıp tövbe edip, Mevladan umudunu kesmeyen, ümit ve korku arasında yaşayan, Allah'dan korkan, kuldan utanan, günahkâr mücrim bir kul işte! :(


Dini, milli konularda hassasiyeti olan ve sadece bunun için reelde ve sanalda yeri geldiğinde bildiklerini, yeri geldiğinde fikirlerini savunmaktan çekinmeyen, bazı hallerde sert mizaca sahip olduğu düşünülen(!) aslında yüzünden tebessümü eksilmeyen, birazcıkkk kaprisleri olan, tripi seven, e arada ıccıkta ;) naz eden, bazen alıngan, bazen de kırılgan ama yinede kırmayı beceremeyen, arada bu yüzden sinirleri zıplayan,   içinde devamlı küçük bir kız çocuğu olan, yeri geldiğinde şımarıklığına izin veren, ama yine de temkini elden bırakmayan, esprili ve neşeli tabiata sahip, hayatın tüm olumsuzluklarına karşı mutlu olmayı seven, sevdiklerini mutlu eden....İnsanları (insan gibi insan olanları) ırk-mezhep veya etnik köken, sağcı-solcu, açık-kapalı olarak, hayatının hiç bir alanında ayırmayan, ayıranlara karşıda antipatisi olan, Yaradan dan ötürü yaradılanları seven (ve anlaşıldığı üzere biraz da çenesi düşük olan) Aşk-ın Züleyha'sı 

_____________________________________________


Efendim, blog hayatımdan kısacık (inş. kısacıkkk) belirtmek isterim ki; El işlerine, yemeğe, ve güzel konulu paylaşımlara olan merakım yüzünden, 4-5 sene önce blog açıp, bu net belasına bulaştığımı, ilk blogumun el işleri, yemek (vs vs), maddi-manevi faydalı bilgilerden oluştuğunu, devamında ise, 2 buçuk sene sonunda blogumun teknik bir hata yüzünden silindiğini, bütün emeklerimin zayi olduğunu, kısa bir aradan sonra tekrar bir blog açtığımı (Aşk-ı Züleyha ismi ile) 1 sene sonunda da blogcudan kaynaklanan sorunlar yüzünden bir çok arkadaşım gibi, soluğu blogspotta aldığımı, haliyle google plus ile tanışmamın da bu sebeple olduğunu yazmadan edemedim... İlk başlarda "amaniiiinnnn, benim ne işim var orada, bir sürü tanımadığım insanın içinde " diyerek bazı blogcu arkadaşlarımın oradaki paylaşımlarını arada uzaktan hayretle izleyerek geçirdiğim 2-3 aydan sonra, blogcudan tanıdığım arkadaşımın beni (yine yine)davet etmeleri üzerine, bende kendimi pulusta paylaşım yaparken buldum. İlk başlarda "burası bana göre bir yer değil" deyip, bir iki defa paylaşımlarımı silerek uğramamaya karar versem de, sadece blog için açtığım sonrasında blogdan çok zaman harcadığım bir hale geldi (bazen faydalı, bazen de faydasız olduğunu halâ düşünsem de). Fakat şu alışkanlıklarımız varyaaa , bir de şeytanın kulağımıza fısıldamaları "sen kötü bir şey yapmıyorsun ki kızım, aaaa kendine haksızlık edip vicdan muhasebesine girme şimdi, yazık değil mi ama sanaa.. yapma lütfen bunu kendine, senin sohbetin herkese kapalı, msn adresini kimse bilmiyor ve yorum harici kimse ile konuşmuyorsun, zaten yorumlarında mecburiyetten dolayı olmuyor mu, yaptığında sadece kendi paylaşımına 2-3 yorum, bunlar günah mı, aaa sende, elâlem neler yapıyor" gibi  >:( (kör olasıca) ..


Konuya dönersek, ve yine 1 sene sonunda (yine niye tam 1 sene ki acabaaa... h/ayret bi şey) bilen zaten biliyor 3 ay öncede plustaki sayfam ve buradaki blogum tamamen silindi (hotmail adresi ile kullandığım sayfamı, gmail hesabına dönüştürmek için uğraşan arkadaşımın istemeden yaptığı bir hatası yüzünden). Yaşadığım o şoktan sonra, biraz nete ara verip, sonra tekrar yeni bir hesap açmaya karar verdim. Çok mu elzem? yok değil.. Kesinlikle değil !.... Ama boş vakitlerde nette zaman geçirmeye başlayan ve buna ister istemez alışan (!), insanlar ile bildiklerimi, çoğu zamanda yeni öğrendiklerimi paylaşan, içi dışı bir olan, bu yüzden gören ve görmeyenler tarafından sevilen ve bunu hisseden biri olarak, yine burası bir şekilde beni çekti.. Sonumuz hayrolsun inşaallâh.


İlk defa kendimle ilgili bu kadar uzun yazı yazdığımı da belirtmek istiyorum... İlk ve son olur inşaallah... Blogumun ve google+ sayfamın niye silindiğini hala soranlar oluyor, benim herkese tek tek anlatacak vaktim yok maalesef... Hiç kimseyi silmedim listemden (sayfam silindiği için herkes haliyle silindi) tekrar arkadaşlarımı ekliyorum .... Bu yazıyı da bunun için yazdım, özellikle "BLOGCU ARKLADAŞLARIMI" senelerdir tanıdığım (ama özel olarak hiç görüşmediğim halde, beni sevenleri ve benimde kendilerini sevdiğimi bilen arkadaşlarımı) bu yeni blogumdan tekrar izlemeye alıyorum. Siz de beni tekrar listenize alırsanız, ne mutlu bana ..

Selâm ve Dua ile... Fi Emanillâh..